“ÇOCUKLAR KENDİ KANATLARIYLA UÇMASINI ÖĞRENMELİ”

Claudia Yılmaz’ın açtığı Özel Kanlıca Anaokulu – DODO KidS, güleryüzlü Türk ve Alman eğitmenler eşliğinde, Kanlıca’nın muhteşem doğasına sırtını vermiş cennetten bir köşe adeta ... DODO KidS’i çocukların kendi kanatlarıyla uçmalarına yardımcı olmak için benzerlerinden farklı bir felsefeyle hayata geçirdiğini söyleyen Yılmaz ile yuvanın açılma öyküsünü, hangi ihtiyaçlara cevap vereceğini ve okul öncesi eğitimin önemini konuştuk

Nisan yağmurlarının kuşattığı şu dönemde tam da bahar aylarına yakışır, güneşin içimizi ısıttığı bir günde Kanlıca’da yeni açılan bir çocuk yuvasının yolunu tutuyoruz. Özel Kanlıca Anaokulu / DODO KidS’in Eğitim Bölüm Başkanı Claudia Yılmaz, çocukları Didem, Canan ve Hakan Yılmaz ve yuvanın sevimli sakinleriyle buluşmak üzereyiz ... Eski Başbakan Mesut Yılmaz’ın kardeşi Turgut Yılmaz’ın eşi Claudia Yılmaz, üç çocuğunun eğitimini üstlendikten sonra şimdi de bu konudaki deneyimlerini 2 ile 6 yaş arasındaki miniklere öğretmek, Türk ve Alman eğitmenler eşliğinde kendi deyimiyle ‘çocukların kendi kanatlarıyla uçmalarına yardımcı olmak için’ DODO KidS’i hayata geçirdi. DODO KidS, Kanlıca’nın muhteşem doğasına sırtını vermiş, yeşiliyle, renkarenk çiçekleriyle, oyun parkı ve güleryüzlü
eğitmenleriyle adeta cennetten bir köşe. Eğitmenlerin çocuklarla yalandan değil, can-ı gönülden ilgilenirken gözlerinde kendi çocukluklarına döndüklerini yansıtan ifadeleri eğitim farklılığını bir anda önünüze koyuyor. Üç eğitmenden ikisi Alman. Çocuklarla yarı Almanca yarı Türkçe konuşuyorlar. Çocuklar her iki dilde de söylenen şarkılara eşlik ediyorlar. Ben de Claudia Yılmaz ve bize eşlik eden çocuklarından DODO KIDS’in öyküsünü dinliyorum.

Hem Almanca, hem de Türkçe konuşulan br çocuk yuvası açma fikri nasıl doğdu?

Aslında Türkiye’ye ilk geldiğim zaman da yuva açma konusunda çok hevesliydim. Tabii o zamanlar lisan problemim vardı. Türkçe’yi öğrendikten sonra çocuklarım Didem, Canan ve Hakan dünyaya geldi. O sıralarda eşim Turgut Yılmaz sık sık iş seyahatine çıkıyordu, dolayısıyla da düzenli bir iş hayatım olamıyordu. 1991 yılında Almanca konuşanlar için bir dernek kurduk. Dernekle beraber bir eğitim sorunu olduğu ortaya çıktı. Alman anneler, Türk okullarında eğitim gören çocuklarına yardım etmekte zorlanıyorlardı. Bu arada Almanca eğitim veren bir özel okul açıldı. Ben de oraya üye oldum. Okulda dersleri de izledim ve aslında bu işi kendimin de yapabileceğimi düşündüm. Bunun üzerine de yuva
açmaya karar verdim. Burada hem çocukların çocukluklarını yaşamalarına, hem de daha sağlam bireyler olmalarına yardımcı olmak istiyorum.

Yeni bir ülkenin kültürüne, geleneklerine ayak uydurarak üç çocuğunun eğitimiyle bizzat ilgilenen bir anne için bu iş çok zor olmasa gerek, sonuçta daha zorlu yollardan geçmişsiniz ...

Daha önceki iş deneyimlerim, katıldığım eğitim programları ve yetiştirdiğim üç çocuğumun şu an hayatta durdukları yerlere bakarak, genç ve dinamik eğitmenlerimle çocuklarımızı sorumlulukla eğitebileceğime inanıyorum. Amacımız; çocuklarınıza eğlenerek öğrenebilecekleri, kendi kişiliklerini geliştirebilecekleri ve sorumluluklarının bilincine varabilecekleri sağlıklı ve huzurlu bir okul öncesi eğitim vermek.

Daha önceden çocuk gelişimiyle ilgili pedagojik bir eğitim almış mıydınız?

Bu konuda eğitim almadım. Geçtiğimiz seneler boyunca bir takım seminerlere katıldım. Çok kitap okudum ve kendimi bu konuda geliştirdim. Zaten kendi çocuklarımı yetiştirirken oldukça deneyim sahibi oldum. Didem 1978 yılında dünyaya geldi ve o zamanlarda Türkiye’de fazla bir şey yoktu. O zamanlar çocuk gelişimi ile eğitim kitaplarını Almanya’dan alıyordum. Elimden geldiği kadar çocuklarımız
özgüvenli yetiştirmeye çalıştım. Benim için önemli olan; çocuğumun içindeki yetenekleri keşfederek, onlarla büyümesini sağlamaktı. Şimdi de hala seminerlere gitmeye devam ediyorum ve kendimi farklı şekillerde de geliştirmeye çalışıyorum. Yuva söz konusu olduğunda da, çok farklı çocukların bir araya geldiği bir ortam anlamına geliyor. Birçok farklı sorunları olan çocuklar olabilir. Bu tür çocuklara yardım edebilmek için de hep kendimi geliştirmeye çalışıyorum.

Eşiniz de yardımcı oldu mu size bu asamada?

Aslında çok yardımcı oldu, çünkü çok fazla karışmadı bana. O zamanlar zaten çok çalışıyordu. Sabah çıkıp, akşam geliyordu. Be de Alman bir anne olarak, çocuklarımı saat 19:00’da yatırıyordum. Ertesi sabah da uyandıklarında babaları gitmiş oluyordu. İki büyük kızım da büyürlerken babalarını pek göremediler açıkçası, hafta sonları görebiliyorlardı. Bu yüzden de eşim çocukların eğitimi konusunda beni serbest bıraktı. Bunun için de aslında kendisine teşekkür etmem lazım.

DODO KIDS’teki çocukların hepsi Alman mı, yoksa aralarında Türk çocuklar da var mı?

O konuda hiç ayrımı yapmıyoruz. Türk, Alman ve Avusturyalı çocuklarımız var. İki grubumuz var şu anda. 2 yaşındakiler ve 3 yasından 6 yaşına kadar olanlar. Benim için önemli olan bu çocuklara küçük yaşta bir lisan vermek. Biliyorsunuz, İngilizce eğitim veren yuvalar çok fazla, fakat Amanca, İtalyanca veya Fransızca eğitim veren yuvaların sayısı çok az. Bu yaşta bir çocuğun lisan öğrenmesi çok daha kolay oluyor. Benim çocuklarım da bunun güzel birer örneği. İki kızım da dört lisan biliyor; oğlum da şu anda üç lisan konuşuyor.

Hangi dilleri konuşuyorsunuz?

Didem Yılmaz: Ben İtalyanca, İngilizce, Almanca ve Türkçe konuşuyorum. Canan da Fransızca, İngilizce, Almanca ve Türkçe konuşuyor. Aslında İngilizce, Almanca ve Türkçe bizim ortak dilimiz.

Sizler de aktif olarak buada görev alıyor musunuz ya da ileride bu işi sürdürmeyi düşünüyor musunuz?

Canan Yılmaz: Şimdilik Didem de ben de daha sıkıcı fınans ileriyle uğraşıyoruz.

Didem Yılmaz: Aslında çocuk yuvası benim de hayalimdi, fakat daha sonra tekstil okuyup, finans hayatına girince farklı bir yola yönelmiş oldum. Annemle aynı hayalleri paylaştığımızı anlayınca ilk önce ona bir şans tanıdım. Şu anda sessiz bir şekilde kenarda oturuyorum ama hep finans sektöründe kalmayı düşünmediğimi de belirtmeliyim. (gülüyor)

Canan Yılmaz: Didem zaten buraya ismini de verdi Dodo ile.

Ben de sorayım o zaman, neden DODO KidS?

Claudia Yılmaz: Didem küçükken çok tatlı bir bebekti. Yanakları tombul tombuldu. Bu yüzden de bizm bir arkadaşımız ona Dodo ismini taktı. İsim ararken de akılda kalan, farklı ve kolay bir isim olmasını istedim. Önce Almanca birçok ismi düşündüm ama sonradan vazgeçtim. Dodo kuşu aklıma geldi. Aslında dodo kuşunun kanatları küçüktür ama biz buraya gelen çocukların kanatlarını öyle bir geliştireceğiz ki kendi kanatlaryla uçabilecekler.

Alman eğitim sistemiyle Türkiye’deki eğitim Sistemi hangi noktalarda farkılık gösteriyor?

Eğitim programı olarak da çok fazla bir fark yok, yalnız Almanya’da eğitimcilerin çocuklara bakış açısı çok farkıdır. Almanya’da çocuk Dünyaya geldiği zaman her şeyi hissedebildiği düşünülür. Türkiye’de ise bunun tam tersi söz konusu. Genel olarak Avrupa’da çocuğu birey olarak kabul ediyorlar. Çocuğun da hisleri olduğunu savunuyorlar. Türkiye’de ise çocuklara zarar gelmesin diye birçok şey yapmasına izin verilmiyor. Oysa insan hata yaparak hayatı öğrenir. Çocuk da kendi tecrübeleriyle gelişir. Okuldaki eğitimlerde daha çok öğretmen ön planda. Avrupa’da ise daha çok öğrenciler ön planda. Çocuklarımın buradaki okullarda eğitim görmelerinden dolayı da çok mutluyum fakat çocuklara çalışmayı öğretme konusunda Türk eğitim sistemini biraz eksik buluyorum.

DODO KidS eğitim farklılığı açısında hangi noktalarda benzerlerinden ayrılıyor?

Bizim en temel farkılığımız yaş grubumuzun olmaması. 3 yaştan 6 yaşa kadar bütün çocuklar aynı grubun içerisinde yer alıyor. Küçükler büyüklerden öğrenebiliyor; büyükler de küçüklere bir şey öğretebiliyorlar ve böylelikle kendilerini de geliştirebiliyorlar. Daha çok sorumluluk almasını, başkalarının hakkını yememeleri gerektiğini öğreniyorlar.

DODO KIDS’te bir gün nasıl geçiyor? Çocuklar ne gibi eğitsel aktivitelerde bulunuyorlar?

Binanın içerisinde bir grup için bir oda değil, üç odamız var. Örneğin; bir grup istediği oyuncakla oyunabilir ya da el işi yapabilir. Biz onların önlerine farklı seçenekler sunuyoruz. Her gün aynı şeyi yapmıyoruz. Sabah ilk geldiklerinde kendilerine bugün ne ile oynamak, ne yapmak istediklerini soruyoruz. Onlar da ne yapmak istediklerini yazıyorlar ya da işaretliyorlar. Akşam üstü be bu işleri yapıp yapmadıklarını soruyoruz. Boş vakit değil, hoş vakit geçirmelerini sağlıyoruz.

Canan Yılmaz: Bence bir önemli özelliği de, çocukların burada doğayla iç içe olmaları. Bahçede çiçek ekiyorlar, kendi meyve ağaçlarını yetiştiriyorlar, onların büyümesini izliyorlar. İstanbul’da çocuklar genellikle apartmanlarda büyüyor, artık sitelerdeki çocuklar bile dışarıya çıkmıyor. Burada doğayla iç içe olmayı öğreniyorlar.

Araştırmalara göre çocuklar en önemli öğrenimlerini beş yaşından önce gereçekleştiriyorlar. Çocukların okul öncesi eğitimlerini sağlıklı ve doğru bir şekilde tamamlamaları için öncelikle nelere dikkat etmek gerekiyor?

Mümkün olduğu kadar çocukları serbest bırakmaları lazım. Çocukların okul öncesi dönemi bir daha hiç geri alınamayacak bir zamandır. Çocukların birçoğu da çocukluklarını doğru düzgün yaşayamıyorlar fakat aslında insan hayatında bu dönem çok önemlidir. Biz, bu dönemde kazandıklarımızı temel yaparak, hayat inşaatımızı bunun üzerine kurarız.

Siz aynı zamanda Almanca konuşulan ülkelerden gelen kadınların sorunlarıyla ilgilenen Köprü Derneği’nın de başkan yardımcısınız. Hangi sorunlara dikkat çekiyorsunuz?

Biz bu derneği aslında çok önemli bir sorundan dolayı açtık. O da bizim oturma ve çalışma izinlerimizle ilgiliydi. Ben 34 senedir Türkiye’de yaşıyorum ve hala 5 senede bir oturma izni alıyorum. Çalışma iznini ben alamıyorum, benim çalıştığım kurum benim için alıyor. Örneğin ben bir yerde çalışmaya başlıyorum, çalışacağım şirket benim için izin belgelerimi alıyor ve ben 3 ay sonra bana göre bir iş olmadığını anlayıp, istifa edersem, çalışma iznim de yanıyor. Aynı şekilde araba satın aldığımızda bizim farklı bir plakamız oluyor. Bütün bunlar rahatsızlık verici. Bunlardan dolayı dernek kuruldu ama bizim aynı zamanda sosyal etkinliklerimiz de oluyor. Kimsesiz, hasta ve yardıma muhtaç insanlara maddi yardımlarda bulunuyoruz. Kendi aramızda, kendi bayramlarımızı kutluyoruz. Herhangi bir şekilde sorunu olan insanlar için bir platform oluşturmak istiyoruz.

Şamdan-Plus, 6 Mayıs 2009 / 19 sayı: 255
Interview: Gülru İncu

 


 

 

Torun hasreti anaokulu açtırdı 

Claudia Yılmaz, 3 çocuk annesi... Eski Başbakan Mesut Yılmaz’ın kardeşi Turgut Yılmaz’ın eşi

Üç çocuğunu da kendisi büyüten Yılmaz, her zaman eğitimin destekçisi oldu. Beş yıl boyunca bir okulda danışmanlık yaptı. Torun sevme yaşı gelince de kendisine bir anaokulu açtı... Dodo Kids’te Alman ve Türk eğitmenler eşliğinde 2-6 yaş arasındaki çocukları hayata hazırlıyor.

Yıllardan beri gönüllü olarak eğitim camiasının içinde yer alan eski Başbakan Mesut Yılmaz’ın kardeşi Turgut Yılmaz’ın eşi Claudia Yılmaz, Kanlıca’da “Dodo Kids” adlı özel bir anaokulu açtı. 2 bin metrekarelik bahçesiyle 2-6 yaş çocuklar için okul öncesi eğitim veren okula gittiğimizde, kum havuzunun ortasında küçük bir çocuk gönlünce oynuyordu. Kumları savuruyor, saçı başı toz içinde kalıyordu. Onu ne uyaran, ne de alıkoyan vardı. Alabildiğince özgürdü.

Başka bir çocuk bahçenin yukarısında yer alan tahta kaleye çıkmak isteyince öğretmenleri o bölgeye gidemeyeceğini söyledi. Çocuk da söyleneni yaptı. Bu iki örnek bile Claudia Yılmaz’ın açtığı anaokulundaki eğitim farklılığını görmemize yetti. Bir hafta önce açılan anaokulunda çocuklar çimenlerin üzerinde yalınayak dolaşıyor, börtü böcekle oynuyor. Okuldaki her şey doğal malzemeden yapılmış ve tüm eşya Almanya’dan getirtilmiş. Üç eğitmenden ikisi Alman. Çocuklarla yarı Almanca yarı Türkçe konuşuyorlar. Çocuklar her iki dilde oyun oynayıp, şarkılar söylüyor. İki dil ve iki kültüre dayalı eğitim programı ile çocukların sağlıklı gelişimini hedeflediklerini söyleyen Claudia Yılmaz, anaokulu serüvenini anlattı.


İKİ KÜLTÜR BİRARADA

Anaokulu açma fikri nereden çıktı?

Çocuklarımın doğmasıyla birlikte Türkiye’deki eğitim sistemiyle Almanya’dakinin çok farklı olduğunu gördüm. Bebekler işitmez, bir şeyden anlamaz diye düşünülürdü. Oysa Almanya’da bebeklerin de işittikleri, anne baba kokusunu alması gerektiği söylenirdi. Çocuklarımı kendim büyüttüm. Aslında 6 çocuk istiyordum ama 3 çocukta kaldık. Çoçuklarımı büyütürken Köprü Derneği aracılığı ile eğitim alanına girdim. Bir işadamının kurduğu ilköğretim okulunda 5 yıl gönüllü olarak danışmanlık yaptım. Sonra kendim bir okul açmak istedim.

Çocuklarınız kaç yaşında, eğitimleri sırasında sıkıntı yaşadınız mı?

En büyük kızım Didem 30, Canan 25, Hakan 18... Çocuklarımın eğitiminden çok memnunum. Üçü de 4 lisanı ana dilleri gibi konuşuyor. Didem’e dedim ki “Bana torun vermediniz ben de bari başkalarının çocuklarına bakayım.”

Nasıl bir eğitim sistemi uyguluyorsunuz?

Çocuklar burada belli kurallar içinde serbestliği yaşayacak. Kendinden emin, kendi hakkına sahip çıkacak ve başkalarının hakkına da saygı gösterecek bir eğitim anlayışımız var. Çocuk eğitiminde uzman olan iki Alman eğitmenimiz çocuklarla hem Türkçe hem Almanca konuşuyor. Bir yılın sonunda 3 yaşındaki bir çocuk Almanca günlük konuşmaları anlayabilecek duruma gelecek. İki farklı dil ve kültürden beslenerek büyüyecekler. Çocukların belli kurallar dahilinde özgür olmalarını istiyoruz. Kum havuzunda, kaydırakta oynamalarına izin veriyoruz. Çocuklar kum havuzunu çok sevdi. İlk gün ayakkabılarını çoraplarını çıkarıp bütün günü kum havuzunda geçirdi. Kum doğal bir madde. Çocuğun bütün stresini atmasını sağlıyor.

Vatan, 20.09.2008

=====================================================================================

 

Vatan, 13.09.2008